16 Ocak 2009 Cuma

Gizli Sırlar Öğretisi

“İnsan egosunun esiridir. Bu esaretten kurtulmadan özgürleşemez. Bunu gerçekleştirebilmek için fazlalıkların terkedilmesi gerekir.”

“Evrende her şey bildiğimiz ve bilemediğimiz belirli kurallar dahilinde gerçekleşmektedir. Bunlar bazen üstün sezgilerle bazen de bu bilgiyi bilen bir kişiden öğrenilebilir. Bu öğrenmiş olduğunuz bilgiyi, güvendiğiniz bir başkasına söylüyorsunuz. Böylece o kişi de, sizinle birlikte bazı sırları muhafaza eden kişi durumuna geçiyor. Bunu sizden sonra gelecek kuşaklara da nakletmek istiyorsunuz. İşte böylelikle gelenek oluşmaya başlıyor.Aktarılan bu bilgiyle birlikte aslında bir enerjinin de aktarımı söz konusudur. Çünkü her bir bilginin kendine özgü bir tesir alanı yani enerjisi vardır. Örneğin Mevleviler’in sema sırasında bir ellerinin yukarıya açık olması buna karşılık diğer ellerinin yere dönük olması tesirin nakledilme mecburiyetini sembolize eder.”

“ Tüm dinler aynı gerçekleri farklı bir üslupla insanlara anlatmaktadırlar. Dinlerin içerdikleri bilgiler sembollerle aktarılmıştır. Bu semboller çözülmeden dinlerin mecazi dili çözülemez.”

“ Evrende işlemekte olan bazı yasalar vardır. Bu yasalar öğrenilirse insan yaşamını daha kolay tanzim edebilir. Örneğin her bir olayın bir sebebi ve bir sonucu vardır. Hiçbir şey evrende tesadüflerin sonucu değildir. Bu genel yasaya ‘Sebep-Sonuç Yasası’ denir. Evrende bu yasa gibi daha pek çok yasalar mevcuttur. Ve evren bu yasalarla ayakta durur.”

“ Asıl mesele kendi kendimize yalan söylemeyi durdurmaktır. Zaten bu başarılmadan diğerinin önünü almak mümkün değildir. Toplumsal bir kural olarak insanlara öğütlenen bu meselenin niçin önü bir türlü alınamıyor derseniz, cevabı son derece basittir. İnsanlar kendi kendilerine söz geçirememektedir. Çünkü duygu ve düşüncelerine hakim olamamaktadırlar. Burada da düşüncelerin kontrol altına alınamaması meselesi ile karşılaşırız. Düşüncelerin kendi kendilerine yalan söyleme durumunun önünü almak son derece zordur. Özel çalışmalar gerektirir. Yani düşüncelerinizde hiçbir negatif değerdeki enerjilere yer vermemek...”

“ Kayıp Uygarlıklar ve Kayıp Sırlar :

‘Bizim bilmediğimiz bazı sırlara eskilerin vakıf olduklarını kabul etmek zorundayız.’ Bu sözler 20.yy’ın önemli bilimadamı olan Einstein’a aittir. Evet...İster kabul edelim ister etmeyelim ancak tarihin geçmiş devirlerine doğru uzandıkça eskilerin bizim bilmediğimiz sırlara sahip olduklarını görüyoruz. Böylelikle Einstein’ın bu konuda da haklı çıktığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Kimdi bu eskiler? Bu eski insanlar Atatürk’ün de izlerine rastladığı Mu ve Atlantisli bilgelerdi. Mu ve Atlantisliler’in, maddi ve manevi alanda son derece ileri seviyede bilgilere sahip oldukları günümüze kadar gelen yazılı belgelerde kendini göstermektedir ...... Daha sonra okyanusun sularına gömülen bu uygarlıklar, batmadan önce kendi kültürlerini çevre kıtalara yaymışlardı. Orta Amerika’ya, Orta Asya’ya ve Afrika’nın Kuzey Bölgesi’ne yani Mısır’a yaptıkları yoğun göçlerle, ellerinde bulundurdukları sırları bu bölgede yaşayanlara da aktarmışlar ve onları, gerek bilim alanında gerekse din alanında eğitmişlerdi.”

“ Sembol gizleyerek açıklar, açıklayarak gizler. Bu sembolizmin ne olduğunu açıklayan en güzel sözlerden biridir.”


Kaynak: gizliilimler.tr.gg

15 Ocak 2009 Perşembe

Tek yol: başkaları sana baksın; hayatı dalgaya alıyor desin, Sen aynaya bak; özenle tutkularımı yaşıyorum oh be! de =]

Bu kadar felsefekolik zihnimin bir gün insanlara bu kadar faydalı olabileceğini önceden kestirseydim herhalde şimdi çok çok farklı bir hayatım vardı...
Sanki çözüm üreten bir statiko makinasıyım tam anlayamadım gitti ama elbet bir gün anlayacağım. O gün de muhakkak benim tarihime yeni bir milat olarak kazınacaktır.
Bir sağıma bakıyorum bazan bir soluma herşey aynı, herkes aynı şeyleri yapıyor. Neden diyorum, neden bu kadar garip bir devirdaim var şu hayat denen ''online oyun''da. Oyun diyorum evet kızmayın bana, oyun çünkü. Aksini ispat eden nasıl edecek çok merak ediyorum.
Herkes neden bu kadar fotoroman yaşıyor, başkalarını sürekli eleştirerek (ben de dahil) neden mesela aşkı çılgıncasına yaşayamıyoruz, sürekli bir ''acaba?'' , ''acaba?'' , acabalarımız bize türlü duvarlar örüyor ve her an bir kişi çıkıp da: ''Dur sen bu değilsin sen şöyleydin şimdi çok değiştin yanlış yoldasın ben seni seven biriyim o yüzden sana engel olamazsam bile şevkini kırmaya programlıyım kusura bakma'' deyiveriyor. Neden?!
Başkaları kavramı beni hep güldürmüştür;
Ailem, arkadaşlarım ''başkaları'' kelimesini sadece düşünerek kurdukları cümlelerde, yaptıkları işlerde ve dolayısıyla kurdukları hayatcıklarda kendi hayallerini o kadar buduyorlar ki bu acı tabloya inanmak bile gelmiyor içimden.
Evet ben de henüz kendi çıkışımı bulamamış olabilirim ama ben yapamayacaklarımı hiç düşünmüyorum, en iyi neleri yapabileceğimi saptamakla uğraşıyorum. Ki bulacağım...

4 Ocak 2009 Pazar

bushkabı :)

Herkese merhaba,

Belki geç kaldım ilk buluşmamız için ya da bu dalga dümen çok erken başlamış olabilir.

Ama konumuz bu değil şimdi. Başlangıç için hoşuma giden bir olayı sizinle kurcalamak iyi olur diye düşündüm;

Öncelikle bush'a ayakkabısını atan gazeteciyi ne kadar taktir etsem az. Adam bir anda dünya yörüngesine oturmuş yeni bir uydu gibi fırladı haber manşetlerinden...

Zayıf ülkelere savaş açmayı moda haline getirmiş bu ve bunun gibilere değil ayakkabı başka bir şeylerimizi de fırlatsak öfkemiz dinmez sanırım